İran futbolunun ünlü isimlerinden, 2004 yılında Asya'da Ylın Futbolcusu seçilen, 5 yıl Bayern Münih forması da giyen Ali Kerimi, nam-ı diğer 'Asya'nın Maradonası', oruç tutmayınca başına iş açtı. İran’ın ‘Steel Azin’ isimli futbol takımında forma giyen 31 yaşındaki futbolcunun, ‘Müslümanların kutsal ayı Ramazanda oruç tutmadığı için’ kulüple ilişiği kesildi. Resmi siteden yapılan açıklamada, “İtaatsiz yapısı ve oruç tutmadığı için kulüpten kovulmuştur” denildi. Başkan Hedayati karşı çıktı Ama bu kovulma hikâyesindeki tek neden oruç değil. Zira kovulma kararı Kerimi’nin, aynı zamanda eski bir ‘İran Devrim Muhafızı’ olan kulübün genel direktörü Mustafa Ajorlou’nun yönetim stilini eleştirmesinden sonra alındı. Ancak İran resmi haber ajansı IRNA ise, kulüp başkanı Hüseyin Hedayati’nin bu karardan memnun olmadığını ve oyuncunun kovulmasına karşı çıktığını aktardı.İran yasalarına göre Ramazan ayında Müslüman olmayanların bile kamuya açık yerlerde yeme içme ‘aktiviteleri’ yapması kesinlikle yasak.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki soy tartışmasına tarihçi Cezmi Yurtsever de katıldı. Cezmi Yurtsever Başbakan Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli'nin akraba olduğunu iddia etti. Rize'de yaşayan köklü ailelerin önemli bir kısmının Çukurova'daki Türkmen aşiretleri ile aynı kökenden geldiklerini belirten Yurtsever, Erdoğan'ın sülalesinin de Çukurova'dan Rize bölgesine gittiğini ileri sürdü. AŞİRET EVLİLİKLERİNDEN DOLAYI AKRABALAR Erdoğan ile Bahçeli'nin atalarının, Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethinden sonra Rize bölgesini İslamlaştırma çalışmalarına katıldığını anlatan Yurtsever, "Araştırmalarıma göre; Bahçeli'nin ataları olan Fettahlı Türkmen aşireti ile Erdoğan'ın ataları Rize yöresinin İslam-Türk belgesi olması tarihi uygulamasında görev aldı. Aşiret ve aileler arası evlilik dolayısı ile Rize yöresindeki Küçükalioğlu-Bakatlı-Fettahlı aileleri akrabadır. Bu bilgiler ışığında sayın Erdoğan ile Devlet Bahçeli'nin de akraba olduklarını söyleyebilirim" dedi. Osmanlı Arşivinde bulunan 1850 tarihli MAD.d 07958 no'lu defterin sayfasında Rize'nin Pulihoz (Dumankaya) köyünde yaşayan ve köy kahyası Bakatoğlu Memiş Ağa'nın Başbakan Erdoğan'ın dedesi olduğunu açıklayan Yurtsever, "Ailenin Gürcü asıllı olmadığı defter kaydından anlaşılmaktadır. Bakatoğlu ailesinin izini sürmek için 1835 tarihli Rize nüfus defteri ile 1530 tarihine kadar olan tapu ve nüfus defterlerini de gözden geçirdim. Erdoğan'ın ataları Rize yöresini Fatih Sultan Mehmet'in Trabzonun fethinden sonra İslamlaştırma ve iskan yoluyla Türk-İslam beldesi yapma politikasında görev almış" diye konuştu. "KÖKENLERİNİ ÖĞRENSİNLER" Yurtsever şu açıklamalarda bulundu: "Osmanlı Arşiv uzmanı Muhammet Safi, 1850 tarihli Rize sülaleleri defterinin tıpkı basımını kaynak göstererek "Rize Tahrir-i Öşür Defteri" kitabını yayınladı. Sayın Safi ile Osmanlı Arşivinde yaptığım görüşmede Rize'de yaşayan köklü ailelerin önemli bir kısmının Çukurova'daki Türkmen aşiretleri ile aynı kökenden geldikleri bilgilerini elde ettim. Çukurova Tarihi ile bağlantılı Rize aile kökenleri belgelerinin Osmanlı arşivinden taramasını gerçekleştirdim. Bu araştırma sonuçlarına kitabımda yer verdim. Bulduğum belgeleri de yayımlayarak kamuoyunun sayın Erdoğan'ın kökenleri hakkında tarihi gerçekleri öğrenmesini istedim."
PAJK Koordinasyonu 15 Ağustos Atılımı’nın 27. yıldönümü vesilesiyle yayınladığı yazılı mesajında, Kürt kadınlarını ‘Demokratik Özerkliğin’ inşasında görev almaya çağırdı. PAJK Koordinasyonu açıklamasında, ilk kurşunun sıkıldığı 15 Ağustos Atılımı’nın yıldönümü kutladı. 15 Ağustos atılımının 27. yıldönümü vesilesiyle kadınların daha fazla mücadeleyi yükseltmesi çağrısında bulunan PAJK’ın açıklaması şöyle: ‘’Ulusal ve direniş bayramımız olan 15 Ağustos Atılımı’nın 27. yılına girerken Kürdistan Özgür Kadın Partisi-PAJK olarak başta Önder APO’ya, halkımıza ve kadınlara kutlu olmasını diliyoruz. Şanlı 15 Ağustos Atılımı’nın büyük komutanı Mahsum Korkmaz-Agit yoldaşın şahsında tüm kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyor, bıraktıkları mirası onurluca sahiplenme ve başarıya ulaştırma sözünü bir kez daha yineliyoruz. Kürdistan Özgürlük Mücadelemiz 15 Ağustos Atılımı’nın 27. yılında 4. Stratejik mücadele dönemine girmiş bulunmaktadır. Önderliğimizin özgürlüğünü, Demokratik özerkliğin inşa sürecini ve aktif savunma dönemini esas alan bu yeni mücadele dönemi 15 Ağustos Atılımı’nın özgürlükçü ruhu ve büyük mirası üzerinden gelişmektedir. 12 Eylül faşizminin Diyarbakır zindanlarında geliştirdiği vahşete karşı Mazlum’ların, Kemal’lerin, Hayri’lerin geliştirdiği büyük direniş ruhu 15 Ağustos Atılımı’yla zirveleşmiş, bu yüce şehitlerimizin vasiyetleri yerine getirilmiştir. 15 Ağustos Atılımı ile Kürt halkına iktidar ve sömürü kesimlerince reva görülen inkar-imha ve soykırım politikaları boşa çıkartılmıştır. 15 Ağustos’un en büyük kazanımı Kürdistan’da ve Ortadoğu’da Kürt halkı şahsında özgür, direnen ve onurlu bir halk ve kadın gerçekliğinin açığa çıkartılmış olmasıdır. Bugün Kürdistan’da Önder APO öncülüğünde yaratılan bu özgürlük ve direniş ruhu Ortadoğu ve dünyaya yayılmaktadır. Özgürlük mücadelemiz 40 yıla yaklaşan mücadele geleneği ve 27 yıllık kesintisiz, destansı gerilla savaşı ile kalıcı bir özgürlük düzeyini yakalamış, demokratik inşayı kendi çözümü olarak geliştirecek yeni bir aşamaya gelmiştir. Artık Kürdistan devrimi gerçekleşme eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Özgürlük hareketi olarak gündeme koyduğumuz ve halkımızın ilan ettiği Kürt halkının kendi çözüm modeli olan demokratik özerklik şimdiden büyük heyecan ve sahiplenme yaratmıştır. Halkımız 15 Ağustos hamlesinin yaratmış olduğu mücadelemizin kazanımlarına dayanarak dili, kimliği, kültürüyle özgürce ve kendi demokratik kurumlaşmalarına kavuşarak yaşamak istediğini ve bunun gerçekleşmesi için de ne gerekiyorsa yapacağını ilan etmiştir. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak da Demokratik Özerkliğin inşasında öncülük sorumluluğu almış bulunmaktayız. Bilindiği gibi 15 Ağustos Atılımı’nın en büyük kazanımlarından biri de kadınların dağlara çıkışının önünü açması ve serhıldanların öncüsü haline getirmiş olmasıdır. Kürt kadınları dağlarda kendini tanımış, özgür iradesini açığa çıkarmış, özgün örgütlülüğünü oluşturmuş ve devrimizin tüm alanlarında öncü düzeyinde bir katılıma kavuşmuştur. 15 Ağustos Atılımı’nın yaratmış olduğu özgürlük düzeyi Beritan’lar, Zilan’lar, Ronahi’ler, Nuda’lar, Viyan’lar, Slav’lar başta olmak üzere binlerce kadın şehadetinin somutunda olağanüstü ve devrimci kadın kişiliklerinin çıkmasına yol açmıştır. 15 Ağustos Atılımı’nın 27. yıl dönümüne girdiğimiz bu dönemde tarihi bir süreçten geçerken başta kadınlar olmak üzere daha fazla mücadeleyi yükselteceğimiz kesindir. Bugün 15 Ağustos ruhu halkımıza ve hareketimize geri dönüşü olmayan özgürlüksel bir bilinci ve özgür yaşamı yaratma iradesini fazlasıyla oluşturmuştur. Nasıl ki bu ruhla ulusal direnişi başarıyla gerçekleştirdiksek aynı ruhla özgür geleceğimizi de en görkemli şekilde yaratacağımızdan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Agitleşen milyonlar, Özgürleşen Kürdistan olarak ebedileşecek ve tarihteki en onurlu yerini olacaktır. Bu inanç ve kararlılıkla Önderliğimiz başta olmak üzere tüm yoldaşlarımızın, halkımızın, Ana’larımızın direniş bayramını bir kez daha kutluyoruz. Varlık ve yokluk sürecinden geçerken tüm halkımızı, kadınları ve gençleri demokratik özerkliğin inşasında daha fazla mücadeleyi yükseltmeyi, tarihi görevlerimize sahip çıkmaya, yine Özgürlük saflarına katılarak Önder APO etrafında kenetlenmeye, kahraman şehitlerimizin anılarını Özgür Kürdistan temelinde gerçekleştirmeye çağırıyoruz.’’
Kongra Gel Başkanlık Divanı ile KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı 13 Ağustos’tan 20 Eylül tarihine çatışmasızlık süreci ilan ederek 4 maddelik bir barış planı açıkladı. Kürdistan ve Türkiye kamuoyunun günlerdir merakla beklediği açıklama Kongra Gel ve KCK’den geldi. Kongra Gel Başkanlık Divanı ile KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı açıklamada, "1 Haziran’dan bu yana aktif savunma pozisyonunda olan güçlerimizi pasif savunma pozisyonuna çektiğimizi kamuoyuna resmen ilan ediyoruz. 13 Ağustos’tan 20 Eylül’e kadar güçlerimiz herhangi bir eylem yapmayacak, ancak kendisine, halka yönelecek saldırı ve operasyonlar karşısında savunma hakkını kullanacaktır" dedi. Operasyonlarını durdurması ve çift taraflı bir ateşkes sürecinin gelişmesi çağrısında bulunan KCK ve Kongra Gel, 4 maddelik bir barış planı açıkladı. Cezaevinde 1700 civarındaki sivil Kürt siyasetçisinin ve barış grubu üyelerinin derhal serbest bırakılması, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması ve yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi istendi. Kongra Gel Başkanlık Divanı ile KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklaması şöyle: "Kürt halkı bölgenin en eski ve köklü halkıdır. Kürdistan’ın parçalanması, Kürt sorununu, bölgenin demokratikleşmesinde en hassas ve temel sorun haline getirmektedir. Bu nedenle Kürt sorunun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesine ve gelişmesine hizmet edecektir. Aynı şekilde tüm bölgenin demokratikleşmesine, barış ve istikrarın gelişmesine de büyük bir imkan sunacaktır. Tarih ve güncel gerçeklik Kürt halkını ve Kürdistan’ı böyle bir konuma getirmiştir. Halkımız her halk gibi kendi coğrafyasında dilini, kültürünü özgürce yaşama, kendisi hakkında söz ve karar hakkına sahiptir. Bunlar, üzerinde tartışma yürütülemez , devredilemez, bahşedilemez en doğal hakkımızdır. Hiç kimse halkımızın bu temel haklarını görmezden gelemez, yok sayamaz. Tersi yaklaşım, şiddette dayalı inkar-imha siyasetini sürdürmede ısrar anlamına gelmektedir. Öncesi de olmakla birlikte esas olarak, cumhuriyet tarihi boyunca Türk devletinin halkımıza karşı gerçekleştirdiği katliamlara, tarihsel suçlara, adaletsizliklere ve her türlü vicdansızlığa son vermenin zamanı gelmiştir. Kürdistan özgürlük hareketinin geliştirmiş olduğu özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi, artık Kürt sorunun demokratik, adil çözümünü dayatmaktadır. Kürt sorunu bugün çözüm aşamasına gelmiştir. Ancak, klasik inkar-imha zihniyeti ve basit iç iktidar hesaplarıyla yaklaşılması, sorunu daha fazla derinleştirecektir. Klasik inkar-imha siyaseti ve günümüzde aldatma ve yalanlarla dolu sahte ‘çözüm’ projelerinde diretmek, karşılıklı ağır can kayıplarına yol açacaktır. Bu da daha fazla kan, göz yaşı ve tüm Türkiye halklarının büyük zararlar görmesinden başka hiçbir şeye yol açmayacaktır. 6 KEZ ATEŞKES KARARI ALINDI Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ve hareketimiz 1993 yılından bu yana tam 18 yıl boyunca sorunun diyalog ve siyasal yöntemlerle çözülmesi için altı kez tek taraflı ateşkes kararı alıp, bunun uygulanması için eşsiz bir çabanın sahibi olmuştur. Bu çabalarımızın karşılığında gerilla güçlerimize ve Kürt siyasetçilerine daha fazla operasyon, halkımıza baskı, şiddet, tutuklama, uluslar arası alanda kuşatma, tecrit siyaseti yürütülmüştür. En son 13 Nisan 2009 tarihinde tek taraflı olarak ilan ettiğimiz ateşkes karşısında da Türk devleti ve AKP hükümetinin tavrı aynı olmuştur. AKP hükümetinin farkı, stratejik inkar-imha siyasetini, bu kez açılım aldatmacasıyla yürütmüş olmasıdır. Kürt sorunu gibi ağır, tarihi bir sorunu, kabul eder gibi görünmüş, esasında ise, demogojiyle oyalama ve aldatma politikasıyla hareketimizi tasfiye etmeyi hedeflemiştir. Bu süreç hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. BU ANAYASA TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRMEZ AKP hükümeti Kürt sorununun çözümünü de öngören demokratik bir anayasayı gündemleştirmek yerine 12 Eylül anayasasının ruhu, özü ve felsefesini koruyan bir değişiklik yapmayı gündemleştirmiştir. 26 maddelik anayasa değişim paketinde Kürt halkı ve haklarına hiçbir biçimde yer vermemiştir. Anayasada Kürt halkının yok sayılmasını ifade eden hiçbir anayasa maddesinin tartışılmasına izin dahi verilmemiştir. Ortada 20 milyonluk bir halk ve haklarının açıktan yok sayıldığı bir anayasa gerçeği bulunmaktadır. Böyle bir anayasa demokratik olmayacağı gibi Türkiye’yi de demokratikleştiremez. Bu girişim, gerçek anlamda demokratik bir anayasanın yapılmasını öteleyen samimi olmayan bir girişimdir. Eğer Türk devleti ve AKP hükümeti hala Kürtleri, Türk ulus devleti içinde eritmek istemiyorsa ve bu konuda samimiyse somut adım atmasının zamanı gelmiştir. 1 HAZİRAN SÜRECİ SAVAŞ SÜRECİ DEĞİLDİR Öncelikle Kürt halkına ve özgürlük hareketine güven vermesi gereken Türk devleti ve AKP hükümetidir. 2 Şubat 2010 yayımladığımız çözüm deklarasyonumuza karşı hiçbir adım atılmamasına rağmen ortada sanki Kürt sorununu çözmek ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen bir hükümet varmış gibi süren bu aldatmacaya son verilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Tüm bunlardan hareketle, hareketimiz durum değerlendirmesi yaparak giderek artan siyasi ve askeri operasyonlara karşı kendisini, halkının geleceğini ve onurunu savunma kararı almıştır. Kürt halkının varlığı ve özgür geleceği ciddi bir tehlike ve tehdit altında olduğundan “varlığımızı koruma ve özgürlüğümüzü kazanma” temelinde yeni bir stratejik mücadele dönemi başlattık. 1 Haziran 2010 tarihinden itibaren başlattığımız bu süreç, bazılarının bilinçli olarak saptırdığı gibi yeni bir savaş süreci değildir. KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÖZERKLİK TEMELİNDE ÇÖZÜMÜNÜ SAĞLAYALIM Başlattığımız yeni süreç, Kürt sorununu demokratik özerklik temelinde çözümünü sağlamak, Türkiye’nin demokratikleşmesini gerçekleştirmek ve yeni bir demokratik anayasa yapmak için meşru savunma direnişini çok yönlü yükseltmeyi ifade etmektedir. Demokratik özerklik modeli en makul ve Türkiye’nin siyasi tarihine ve şartlarına en uygun bir çözüm modelidir. Kaldı ki Kürtler Osmanlı imparatorluğu sınırları içerisinde de özerk bir statüye sahip olmuşlardır. Bu çözüm modeli ayrılıkçılığı değil, gönüllü birliği esas alan ortak vatanda özgür iradeye dayalı halklarımızın karşılıklı olarak hukukunun belirlenmesine dayanmaktadır. Devleti ortadan kaldırmayı ve sınırları değiştirmeyi hedeflememektedir. Demokratik Türkiye, Demokratik Özerk Kürdistan halkımızın kendisini yönetme, kültür ve kimliğiyle, özgürce yaşama hakkının somut çözüm formülü olmaktadır. ÇÖZÜME KADAR DİRENİŞ SÜRECEK Son iki aylık süreçte yaşanan hareketimiz ve halkımız için kendini savunma süreci bir çok gerçekliği açığa çıkarmıştır. Her türlü yüksek askeri teknoloji ve nicelik üstünlüğe rağmen Türk ordusu karşısında Kürdistan özgürlük gerillası, sergilediği meşru savunma direnişiyle bir kez daha, yenilmezliğini ve direnişini on yıllarca sürdürebileceğini ortaya koymuştur. Halkımız her türlü psikolojik savaşa, saldırı ve tutuklamalara rağmen, teslim olmayacağını, aldatılamayacağını ve çözüme kadar Önderliğiyle, gerillasıyla birlikte onurlu bir direnişte kararlı olduğunu geliştirdiği siyasal-toplumsal eylemlilikleriyle bir kez daha göstermiştir. Özellikle DTK’nın demokratik özerkliğin inşa sürecini başladığını açıklamasıyla birlikte halkımızın gerçekleştirmekte olduğu kutlama eylemlerini selamlıyor, demokratik iradesini saygıyla karşılıyoruz. Herkesi de halkımızın bu iradesine saygılı olmaya davet ediyoruz. Biz hareket olarak bu kararı doğru ve yerinde bir adım olarak görüyor, sonuna kadar arkasında olacağımızı belirtmek istiyoruz. ÇAĞRILAR DİKKATE ALINDI Önderliğimiz duruşunun barış çizgisinde olduğunu, çözüm için samimi ve ciddi bir yaklaşımın gelişmesi halinde devreye girip rolünü oynayabileceğini kamuoyuna duyurmuştu. Mücadelenin yükselişiyle birlikte çeşitli kesimlerden yükselen karşılıklı ateşkes çağrılarını ve toplumda gelişen istemi Önderliğimiz dikkatle izlemiştir. Böyle bir süreçte, sorunun çözümü yönünde karşılıklı olarak bir niyet yoklamasını ifade eden bir diyalog süreci başlatılmıştır. Bu diyalog ortamının bir sonucu olarak Önder Apo bir kez daha çatışma sürecinin geri dönülemez bir noktaya varmadan taraflara çağrıda bulunmuştur. Bu amaçla hareketimizin yönetimine bir mesaj göndermiştir. Aynı zamanda mübarek Ramazan ayının başlaması bunun yanı sıra en son DTK, BDP ve diğer çevrelerin geliştirdiği çift taraflı ateşkes çağrılarını dikkate alan hareketimiz, Önderliğimizin mesajı üzerinde çok yönlü tartışmalar yürütmüş ve bir karara ulaşmıştır. 20 EYLÜL’E KADAR GÜÇLERİMİZ EYLEM YAPMAYACAK Bu kararımızın gereği olarak; A-1 Haziran’dan bu yana aktif savunma pozisyonunda olan güçlerimizi pasif savunma pozisyonuna çektiğimizi kamuoyuna resmen ilan ediyoruz. 13 Ağustos’tan 20 Eylül’e kadar güçlerimiz herhangi bir eylem yapmayacak, ancak kendisine, halka yönelecek saldırı ve operasyonlar karşısında savunma hakkını kullanacaktır. B-Bu sürecin kalıcılaşarak bir barış ve çözüm sürecine dönüşmesi için Türk devletinin ve AKP hükümetinin de yapması gerekenler şunlardır: 1-Başlattığımız bu yeni sürecin kalıcılaşması için öncelikle Türk devletinin askeri ve siyasal alana dönük aralıksız olarak sürdürdüğü operasyonlarını durdurması ve çift taraflı bir ateşkes sürecinin gelişmesi 2-Haksız yere, asılsız gerekçelerle tutuklanan 1700 civarındaki sivil Kürt siyasetçisinin ve barış grubu üyelerinin derhal serbest bırakılması 3-Önder Apo’nun en son kamuoyuna sunduğu üç maddelik çözüm çerçevesi temelinde bir müzakere sürecinin başlatılması ve Önder Apo’nun barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması 4- Hiçbir demokratik ülkede bulunmayan yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi TASFİYE DAYATILIRSA SÜREÇ TEK TARAFLI OLARAK İLERLEMEZ Bu sürecin köklü ve kalıcı bir barışa dönüşmesi için, AKP hükümeti ve Türk devletinin de üstüne düşeni yapması gerekmektedir. Bu süre zarfında AKP hükümetinin çeşitli bahanelerle adım atmaması ve çözümsüzlüğün dayatılarak tasfiye sürecinin gündemde tutulması halinde sürecin tek taraflı olarak ilerlemeyeceği bilinmelidir. BARIŞTAN YANA OLAN GÜÇLER DEVREYE GİRSİN Yedinci kez tek taraflı olarak ilan ettiğimiz bu çatışmasızlık sürecinin başarılı olması için Türk devletinin adım atması kadar, Türkiye’deki demokrasi güçleri ve sivil toplum kuruluşlarının üstüne düşen sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Bu temelde barıştan ve demokrasiden yana olan Türkiyeli tüm güçleri aktif bir biçimde devreye girmeye çağırıyoruz. FEDERAL KÜRDİSTAN BÖLGESİ LİDERLERİNE ÇAĞRI İlan ettiğimiz bu sürecin başarılı olması için, Kuzey Kürdistan’daki ve diğer parçalardaki tüm Kürdistani güçlerin barış ve demokrasi mücadelesinde birlik ve dayanışma içinde olması, herkesin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gereklidir. Bu temelde başta federal Kürdistan bölge liderleri olmak üzere tüm Kürdistani güçleri aktif bir biçimde rollerine sahip çıkmaya çağırıyoruz. BM’Yİ SORUMLULUK ALMAYA DAVET EDİYORUZ Başta BM olmak üzere tüm uluslar arası kuruluşları ve uluslar arası güçleri Kürt sorunu karşısında sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Bu güçlerin, Kürt sorunun barışçıl, çağdaş, demokratik yöntemlerle çözülmesi için çaba göstermeleri, insani bir sorumluluğun bir gereği olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Halkımızı, hareketimizin tüm savaşçı ve militanlarını Önderliğimizin mesajı çerçevesinde gelişen bu süreci doğru anlamaya ve sürecin başarılı bir biçimde ilerlemesi için her zamankinden daha fazla sorumlu hareket etmeye, üstüne düşen görevlerin gereklerini tam olarak yerine getirmeye çağırıyoruz. ÖNDERLİĞİMİZE YAKLAŞIM SAVAŞ VE BARIŞ GEREKÇEMİZDİR Daha önce de açıkladığımız gibi, Önderliğimize yaklaşım, bir ilke olarak savaş ve barış gerekçemizdir. Bu nedenle Önderliğimiz üzerinde 17 günden bu yana sürdürülen tecridin bundan sonra sürdürülmesi halinde, bu süreci belirtilen tarihe kadar sürdürmek zorlayıcı olacaktır. Türk devletinin bu tutumunu kınıyoruz. Barıştan yana olan tüm kesimleri ve halkımızı Türk devletinin bu uygulamalarına karşı çıkmaya ve duyarlı olmaya çağırıyoruz.’’
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, yayınladığı 15 Ağustos mesajında, 20 Eylül’e kadar ilan edilen eylemsizlik ilanının ciddi bir fırsat olduğunu belirterek, “Türk devletinin ve AKP hükümetinin attığımız bu adıma ve yaptığımız çağrıya olumlu cevap vermesi halinde Kürt sorununun demokratik yollarla çözümün yolu açılacaktır” dedi. 4. stratejik dönemin Özerk Kürdistan hedefine ulaşarak kazanacağını da kaydeden KCK, “Özerk Kürdistan’ın inşası aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Ortadoğu’da demokratik devrimin kapısını aralayarak tarihsel bir sürece yol aldıracaktır” diye belirtti. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, ilk kurşunun sıkıldığı eylemin yıldönümü olan ve Kürtlerin diriliş bayramı olarak kutladığı 15 Ağustos vesilesiyle bir mesaj yayınladı. 15 Ağustos’u tüm Kürt halkına kutlayan KCK’nin mesajı şöyle: “Kürdistan halkı yıllarca inkâr ve imha sürecine tabii tutulan bir halktır. 12 Eylül faşist cuntası ile birlikte bu inkâr ve imha süreci bir yok etme ve soykırım siyasetine dönüştürülmüştür. Kürdistan halkı, adeta kökü kazıtılırcasına dili, kültürü başta olmak üzere her şeyiyle tarihe gömülmek istenmiştir. İnsanlık tarihinin ilk devrimi olan neolitik devrime analık yapmış, bölgenin en kadim kültürel birikimine sahip bir halkın yok edilmesi en büyük bir insanlık suçudur. Böylesi bir insanlık suçunun yaşandığı bir ortamda insanlık vicdanını taşıyan, tarihe ve toplumsal değerlere saygılı ve sorumlu hiç kimsenin sessiz kalması beklenemezdi. Önder Apo öncülüğünde gelişen PKK Hareketi, Kürt halkı ve Ortadoğu halklarına dayatılan bu insanlık suçuna karşı bir özgürlük çığlığı olarak ortaya çıkmıştır. Önder Apo’nun çizgisinde büyük bir azim, yaratıcılık ve fedakarlıkla mücadele yürüten PKK Hareketi, Amed zindanlarında 12 Eylül vahşetine karşı geliştirdiği görkemli direniş ile özgür Kürt duruşunu belirlemiştir. Bu temelde büyük komutan Agit yoldaşın komutasında 15 Ağustos atılımı, halkımızın üzerine çöken karanlığı yırtan ilk kurşunla yakılan direniş meşalesini dört parça Kürdistan’da bir daha sönmeyecek bir özgürlük ateşine dönüştürmüştür. DİRİLİŞ DEVRİMİ Şanlı 15 Ağustos atılımı, sömürgeci güçler tarafından dayatılan yok etme ve köleliğe karşı bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı, öncelikle Kürdün zihnindeki kölelik zincirlerine karşı gerçekleşen bir isyandır. Kürt halkının bu çağdaş isyanı büyük bir karar, inanç ve ruhla başlamış, Kürdistan’da bir diriliş devrimini gerçekleştirmiştir. Kürt toplumunda gelişen bu diriliş yok edilmenin önüne geçmiş, Kürt halkını yeniden var etmiştir. Kendine ve kimliğine sahip çıkan, bunun için her türlü fedakârlığı göze alan bir halk gerçekliği yaratılmıştır. Diriliş devrimi; Kürdistan toplumunda bir düşünce devrimi, sosyal devrim ve demokratik devrim şeklinde somutluk kazanmıştır. Bu devrimsel çıkışın en yetkin gücü olarak mücadele içinde yer alan Kürt kadını Berivanlar, Zilanlar, Şilanlar, Viyanlar ve Şirin Elemhoyiler şahsında yeniden dirilişi en çarpıcı devrimsel gücü olmuştur. Kürt gençliğinin, yok edici, boğucu sömürgeci kapitalist politikalarına karşı Apocu militan ruhla direnerek toplumsal gerçekliğine sahip çıkması, bu diriliş devrimiyle gerçekleşmiştir. Kürdistan’da vahşete karşı bir insanlık çıkışı olarak gelişen bu isyan, aynı zamanda 12 Eylül faşist askeri darbesinin Türkiye’de kendini kurumlaştırmasının ve karanlık dönemin kalıcılaşmasının da önünü almıştır. Gerilla mücadelesi bir demokrasi gücü haline gelerek cuntaya karşı yükseltilen mücadele ile uygulanan idam ve diğer vahşet politikalarına dur demiş, Türkiye ve Kürdistan da toplumsal mücadelenin koşullarını yaratmıştır. Kuzey Kürdistan da başlayan ancak giderek Batı, Güney ve Doğu Kürdistan’ı da etkisine alan bu diriliş devrimi Önder APO’nun çağdaş düşüncesi temelinde tüm Kürdistan’da özgüce dayalı demokratik uluslaşma ve ulusal birlik ruhunu geliştirmiştir. Kürt halkını Ortadoğu’da gericiliğin değil, demokratik devrimin güçlü bir aktörü haline getirmiştir. Kürtlerin yaşadığı her yere dalga dalga yayılan Apocu direniş geleneği ve özgür Kürt gerçekliği bugün dünyanın her tarafına yayılmış bilinçli, örgütlü ve mücadele eden bir halk doğurmuştur. DEMOKRATİK ÖZERKLİK PERSPEKTİFİ İLE DAYATILAN ÇÖZÜM Kürdistan toplumunu ölüm döşeğinden kaldırarak özgürlük sürecine taşıyan tarihi 15 Ağustos atılımı, bugün demokratik konfederal örgütlenme temelinde sistem olma yolunda ilerleyen ve demokratik özerklik perspektifi ile çözümü dayatan ve direnen bir halk gerçekliğine ulaşmıştır. Önder Apo’nun geliştirdiği bütün barışçıl çözüm arayışlarına rağmen, tüm çözüm yollarını kapatan ve imha siyasetinden vazgeçmeyen sömürgeciliğe 15 Ağustos atılım ruhuyla başlayan 1 Haziran 2010 hamlesi yeni bir stratejik döneme girişin ifadesi olmuştur. 1984’de gerçekleşen 15 Ağustos atılımı, yok edilmenin önüne geçerek diriliş devrimini yaratırken, 1 Haziran 2004 atılımı ise uluslar arası komployu boşa çıkarmıştır. 15 Ağustos atılımı ve 2004 1 Haziran direnişinin yarattığı kazanımlar üzerinden gelişen 1 Haziran 2010 atılımı da, demokratik özerklik temelinde Kürt sorununun çözümünü olmazsa olmaz bir biçimde önüne koymuştur. 1 Haziran 2010 atılımımız AKP hükümeti ve Türk devleti tarafından ısrarla sürdürülen oyalama, çürütme ve Kürt sorununun çözümüne gelmeyen soykırım politikalarına karşı varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesini ifade etmektedir. 1 Haziran 2010 tarihinden bu yana sürdürülen savunma savaşı ve siyasi, toplumsal alanda halkımızın yükselen mücadelesi başarılı bir biçimde gelişerek Türk devleti ve AKP hükümetinin hesaplarını alt-üst etmiş ve önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. EYLEMSİZLİĞE CEVAP VERİLİRSE ÇÖZÜM YOLU AÇILIR Türkiye’de Kürt halkının yasal demokratik siyasal, sosyal, kültürel tüm kurumları Kürt sorununda demokratik çözüm formülünün demokratik özerklik olduğunu ve bunun inşa sürecini başlattıklarını ilan etmişlerdir. Kürdistan’da demokratik özerk sistemin inşa süreci resmen başlatılmıştır. Böyle önemli gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, devletin bazı kurumları ile çeşitli çevrelerin öneri ve çağrılarını dikkate alan Önder Apo hareketimizin yönetimine gönderdiği mesajda bir kez daha barışçıl çözüme şans verilmesini istemiştir. Bu temelde hareketimizin 20 Eylül’e kadar geliştirdiği pasif savunma duruşu, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümün gelişmesi için ciddi bir fırsat ortaya koymaktadır. Türk devletinin ve AKP hükümetinin attığımız bu adıma ve yaptığımız çağrıya olumlu cevap vermesi halinde Kürt sorununun demokratik yollarla çözümün yolu açılacaktır. Gelişecek olumlu adımlarla birlikte sorunun demokratik özerklik formülü ile çözüm yoluna girmesi mümkün olacaktır. AKP hükümetinin bu çağrıyı reddedip yeniden şiddet yöntemlerine başvurması ve Kürdistan Özgürlük Hareketini imha etmeye yönelmesi durumunda, PKK öncülüğünde kendi sistemini kuran Kürt halkı, kendi öz gücüne dayanarak demokratik özerkliğin inşa sürecini tamamlayacak ve ilan edecektir. Tarihin bu önemli aşamasında her halükarda çözüm demokratik özerklikle gelecektir. ÖZERK KÜRDİSTAN 4. stratejik hamleyi başlatmış bulunan Kürt halkı, yiğit gerilla gücü ve toplumsal serhıldan hareketiyle kahraman şehitlerimizin yolunda ilerleyerek şanlı 15 Ağustos ruhuna yaraşır şekilde, bu stratejik dönemin direnişini yükselterek başarıya ulaşmasını bilecektir. 15 Ağustos ruhuyla Önder Apo’nun perspektifi temelinde dördüncü dönemi pratikleştiren 1 Haziran şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Şehitlerin çizgisinde mücadele halinde olan Kürt halkı 4. stratejik dönemi mutlaka başarı ve zafer sürecine dönüştürerek demokratik özerk Kürdistan hedefine ulaşarak kazanacaktır. Özerk Kürdistan’ın inşası aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Ortadoğu’da demokratik devrimin kapısını aralayarak tarihsel bir sürece yol aldıracaktır. Bu temelde tüm halkımızın diriliş bayramını kutluyor ve kahraman halkımızı selamlıyoruz. Başta özgürlükçü Kürdistan kadını ve gençliği olmak üzere tüm yurtsever halkımızı 15 Ağustos diriliş bayramını ve demokratik özerkliği inşa kararını daha güçlü eylemlerle kutlamaya ve inşa sürecine güçlü katılmaya çağırıyoruz. ANF
HPG Anakarargah Komutanlığı, 26. yıldönümünde 15 Ağustos Atılımı’nı kutlayarak, 15 Ağustos’un Kürdü inkar eden ve imhayı öngören bir sisteme yönelik geliştirilen atılım olduğunu belirtti. Kürt halkının geçen 26 yıllık mücadele süreci içinde yürüttüğü mücadele ve geldiği aşama itibariyle özgürlüğe daha da yakınlaştığını ifade eden HPG Anakarargah Komutanlığı, bu durumdan rahatsız olan her türlü gerici yapılanmanın insanlık dışı yönelim ve baskılarla sonuç almak istediğini vurguladı. İNKAR VE İMHAYA KARŞI BİR ATILIM Halk Savunma Güçlerinin 27. yılına girilen 15 Ağustos atılımının, dirilişinin ve direnişinin bütün coşkusunu yaşadığını ifade eden HPG Anakarargah Komutanlığı “zafere yürüyen kahraman Kürt halkının ve ilerici demokratik insanlığın bu büyük var oluş bayramını da taşkın coşkumuzla kutluyoruz”dedi. Açıklamada devamla şunlar belirtildi: “15 Ağustos gerçekliği her şeyden önce kürdü inkâr eden ve imhayı öngören bir sisteme yönelik geliştirilen bir atılımdır. Bu gerçeklik aynı zamanda yok olmanın dışında başka herhangi bir yaşam alanı ve ihtimali bırakılmayan Kürt’ün tekrardan ve çok güçlü bir şekilde kendi kökleri ve özgürlüğü üzerinde hayat bulmasını ifade etmektedir. Böylesi tarihsel bir gerçekliği içinde barındıran ve ulusal anlamda özgürlük mücadelesinin ilk kurşunu olan 15 Ağustos’un yaratıcıları olan Önder Apo’ya, büyük komutan Agit yoldaşa, onun yakın takipçisi Erdal’a, Adıl’a, Nuda’ya ve bütün devrim şehitlerimize sonsuz bağlılığımızı da bu vesileyle bir kez daha dile getirirken, onların mücadele gerçekliklerini yaşam gerekçesi olarak ele almakta bir an bile tereddüde düşmeden, zafere olan görkemli yürüyüşümüzde bu büyük değerleri kılavuz olarak ele alacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.” 26 yıldır yaşanan mücadele ile ortaya çıkartılan gerçeklerin yanında, 15 Ağustos diriliş bayramının her geçen gün özgürlüğe ve zafere daha da yakınlaştırdığının altını çizen HPG, “Dolu dolu geçen 26 yıllık mücadelenin bugünü hem bizlere, hem de karşısında savaşmakta olduğumuz modernist sisteme şunu çok net bir şekilde göstermektedir; Kürt özgürlük mücadelesi, Kürt halkının özgürlüğünü ve zaferini her geçen gün daha çok dayatan bir hal almaktadır” dedi. Açıklama şöyle devam etti: “Bunun karşısında bizler engin bir morale ve özgüvene bürünürken, karşısında mücadele yürüttüğümüz bölgesel ve uluslar arası tahakkümcü güçler ise panik üstüne panik yaşamakta, çözümden ya da ortak akıldan yana bir tutum izlemekten ziyade insanlık dışı yönelimler ve baskılarla sonuç almaya, bir halkın özgürlük taleplerini bu şekilde bastırmaya çalışmaktadırlar.” 4. STRATEJİK DÖNEM Dünyada gerçekleşen özgürlük mücadelelerinde yaşandığı gibi halklaşan hiçbir hareketin sonuç almada herhangi bir engelinin olmadığına dikkat çeken HPG Anakarargah Komutanlığı şöyle dedi: “Bu temelde Kürt özgürlük mücadelesinin ve onun ulusal anlamda diriliş bayramı olan 15 Ağustos atılımının günümüzdeki seyrine iyi bakıldığında, özellikle Kürdistan’ın birçok yerleşim yerinde geliştirilmekte olunan kitlesel eylemlilikler ve görkemli serhildanlar, zafere ne kadar yakın olduğumuzu da ortaya koymaktadır. Bu minvalde Kürt halkının gün aşırı geliştirdiği ve neredeyse bir özgürlük intifadası olan serhildanların karakterinin, 27’inci 15 Ağustos diriliş bayramının ruhuna ve tarihsel mirasına denk gelmesi, bu eşsiz ve kahraman halk gerçekliğinin de bir ifadesi olmaktadır.” 2010 15 Ağustosu’nu her zamankinden daha önemli bir süreçte karşıladıklarını belirten HPG, dördüncü stratejik mücadele dönemi içinde karşılanan 15 Ağustos diriliş bayramının coşku ve anlamının daha büyük olduğunu ifade etti. “Bu tarihi öneme sahip mücadele döneminin ortaya çıkarttığı gelişmeler ve kazanımlar, genel mücadele tarihimizin de bir devamı ve önemli bir aşamasını teşkil etmektedir.” denilen açıklamada devamla şunlar kaydedildi: “15 Ağustos 1984 atılımından 15 Ağustos 2010’ununa dek süregelen mücadeleyle birlikte, günümüzdeki gelişmeler ve kazanımlar bu 26 yıllık mücadelenin geldiği düzeyi ortaya çıkartmaktadır. Bu ise Kürt özgürlük hareketinin meşru savunma mücadelesinde zaferini her geçen gün daha çok perçinlemektedir.” HPG Anakarargah Komutanlığı açıklamasında son olarak şunlar belirtildi: “27. diriliş ve direniş bayramımızın ortaya çıkarttığı değerler nezdinde, yaşamakta olduğumuz coşkuyla başta yaşam güneşimiz olan Önder Apo olmak üzere, her biri özgürlük abidesi olan kahraman şehitlerimizi ve soluk soluğa geçen bu mücadele dönemine bütün değerleriyle birlikte katılan, bir yerde bu mücadelenin yaşam kaynağı, gerekçesi, öznesi, giderek kutsallaşan Kürt halkını selamlıyor ve 15 Ağustos diriliş bayramlarını kutluyoruz.” ANF
BEHDİNAN - Güzel bir yaz günü. Dağların doruklarına yakın bir yerde farklı patikalardan gelen gerillalar 15 Ağustos 1984’de PKK tarafından başlatılan gerilla mücadelesinin 27. yıl kutlamaları için buluşuyorlar. Bir anda yüzlerce gerilla kutlama yapılan alanda askeri disiplin içinde tören kıtası hazırlıyorlar. Tören kıtasının son hazırlıklarını kontrol için HPG Anakarargah Komutanı Nurettin Sofi tören alanına iniyor. Son hazırlıkları kontrol ediyor. Gerillaların hazırlıkları tamamlanıyor. Tören kıtasının önünde genç bir gerilla tören alanına giren komuta grubuna tekmil veriyor. Tören alanına giren komuta grubundaki isimler dikkatimiz çekiyor.
HATAY - Hatay Dörtyol'da 4 polisin öldürülmesinden sonra Kürtlere ait çok sayıda iş yeri ve evin yakılıp yıkıldı. Olayların başlamasıyla beraber Kürtler mahallelerine çekilirken 5 günden bu yana Kürt esnaflar iş yerlerini açmıyorlar. Şimdiye kadar zaten sınırlı bir şekilde hizmet gelen mahalleye olayların başlamasından bu yana bir çöp arabası bile girmiyor. Eski Hal minibüs durağında çıkan olaylardan sonrada mahalleye çalışan dolmuş hattı durduruldu. Çöplerin birikmesine tepkili olan Kürtler de mahalleye bir an önce çöp arabasının girmesini istiyorlar. İlçede hayat yavaş yavaş normale dönerken, Kürtlere ait yakılıp yıkılan iş yerleri ise olduğu gibi duruyor. ANF NEWS AGENCY sesli chat sesli sohbet
HATAY - Kürtlere yönelik İngöl ve Dörtyol’da ırkçı saldırılar ardından günler geçmesine rağmen, hükümet herhangi bir tedbir açıklamadı. Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Hatay’daki mitingde yaptığı konuşmada, ırkçılığa karşı herhangi bir tedbirden bahsetmedi. Erdoğan, referandum için “evet” isterken, olayları referandumla bağlantılandırdı. AKP iktidarının İçişleri Bakanı Bursa’nın İnegöl ilçesinde Kürtlere yönelik yapılan ırkçı saldırılarda bulunanları “amigo” olarak gösterdi. Bu kentin Valisi, ise “vatansever tepki” diyerek ırkçıları savundu. Ardından Dörtyol’da Kürtlere yönelik ırkçı saldırılar geliştirildi, BDP binası dahil Kürtlere ait onlarca ev ve işyeri yakıldı. Devlet ırkçı saldırılara karşı herhangi bir önlem almadığı gibi, bu saldırılarda bulunanlar da cezalandırılmadı. Dörtyol’daki saldırılar ardından Hatay’a bugün gelen Başbakan Erdoğan, referendum için “evet” oyu istedi, olayların sorumluluğunu başkalarına atmayı tercih etti. Hükümetinin ırkçı saldırılar karşısında nasıl bir tavır alacağı ve ne tür önlemlerin geliştirileceğine dair herhangi bir açıklamada bulunmayan Erdoğan, daha önce yapılan açıklamaların ötesine geçemedi. Saldırganlar ve mağdurlar belli ancak Erdoğan sorunu başka yerde aradı. MAĞDUR KÜTLER, SUÇLU BAŞKA YERDE ARANIYOR Mağdur olanlar ve evleri-barkları yıkılanlar Kürtler olmasına rağmen olayı PKK’ye yıkmaya çalışan Erdoğan, şöyle konuştu: “Terör örgütü gençleri sokağa dökmek istiyor. Arbede istiyor, kaos istiyor. Öfkesine hakşm olamayıp sokağa dökülen, polis araçlarına ateş açanlar, sivil araçları ateşe verenler terör örgütünün tuzağına düşüyorlar. Öfke gelir, göz kararır, öfke gider, unutmayın yüz kızarır. Bugünler gelip geçecek. Bin yıldır olduğu gibi birbirimizin yüzüne bakacağız. Hataylı kardeşlerimin, tüm vatandaşlarımın dikkatli olmasını rica ediyorum. Terör örgütü halk sokağa dökülsün istiyor. Bu oyuna gelmeyelim. Terör örgütü öfkelenmenizi istiyor. Sağduyudan ayrılmayın. Bu tuzağa düşmeyin. Kim ki eline taş alır komşusuna fırlatırsa o kaybetmiştir. O, tuzağa düşmüştür. Kim ki komşusuna husumetle bakarsa o, terör örgütünün kirli senaryosuna alet olmuştur. Yerel idarecilerimiz, valilerimiz, kaymakamlarımız gerekenleri yapıyor. Kimse kendisini polis, hakim yerine koyup şiddete başvurmasın. Bu olayların zamanlamasına bakın. Türkiye çok önemki bir halk oylamasının arifesindeyken bu saldırılar yapıyor. Türkiye demokrasi, özgürlük adına önemli bir kararın arifesindeyken terör örgütü sinsi tuzaklar kurmaya çalışıyor. Böyle hassas dönemde sağduyu açıklamaları yapması gereken muhalefete sesleniyorum, ‘Siz sokakları daha da kışkırtmanın peşindesiniz’” ERDOĞAN SALDIRGANLARI DEĞİL BDP’Yİ SUÇLADI Dörtyol’da günlerce Kürtlerin evleri ve işleri yakılırken yetkililer ve polislerin neden olayları engellemediğini sorgulamayan Erdoğan, yine BDP’yi suçlamayı tercih etti. Erdoğan, “BDP, olayları yatıştırmak isterken gerginliği artıracak sorumsuzca açıklamalar yapıyor. Çıkıyor, bir konvoyla beraber Dörtyol'a gelecekmiş. Sen polis misin, güvenlik gücü müsün? Sana mı kaldı? Bırak ilgililer yapsın. Sen işine bak. Anti demokratik değil demokratik yollardan iktidara gelmeye bak. Demokrasiyi benimse. Daha henüz bunu benimsemedin.” Erdoğan MHP ve CHP’ye de aynı tonda sert eleştiriler yapdı: “MHP, Dörtyol'daki gerginliği fırsat biliyor. CHP bu kargaşadan ne koparabilirim diye meseleye bakıyor. Sokakları daha da tahrik etme gayretine giriyor. Bunların mantığı bu: "AK Parti başarılı olmasın da millete ne olursa olsun" Ben de bunun tam tersini söylüyorum. Hatay'dan söylüyorum, şehidimin bir damla kanına, bırakın iktidarı bütün varlığımızı feda etmeye hazırız. Biz buyuz. Ama bu terör, 26 yıldır bu ülkede var. Bunun 7 yılında biz iktidardayız. 19 yılda bu terör ne oldu?” CHP, MHP, BDP, YARSAV, PKK Anayasa değişiklik paketine yapılan muhalefeten duyduğu rahatsızlığı da dile getiren Erdoğan, Kürtlerin için herhangi bir değişikliğin olmadığı paketin reddedilmesine tepki gösterdi. Erdoğan, “Anayasa değişikliğine CHP karşı çıkıyor. MHP karşı çıkıyor. BDP karşı çıkıyor. Bu Anayasa değişikliğine bir kısım medya karşı çıkıyor. Karanlıktan medet uman çeteler karşı çıkıyor. Statükoya sırtını dayamış, tuzu kuru seçkinler ‘Evet’e karşı çıkıyor. Bir de terör örgütü karşı çıkıyor. Bundan daha açık, net ne olabilir? CHP, MHP, BDP, YARSAV, terör örgütü biraraya toplanmış. Kime karşuı ‘Evet’ diyenlere karşı. Bu ittifaktan Türkiye menfaat sağalayabilir mi? Mesele bu. Bunlar memleketin hiçbir meselesinde biraraya gelmezler. Demokrasiden, özgürlükten kaçarlar. Ama milletin ufkunu açacak bu değişikliğe karşı çıkıyorlar. Şerde ittifak ediyorlar. Hatay'da özellikle CHP'ye oy vermiş kardeşimi CHP yönetiminden ayrı tutuyorum. Ne yazık ki CHP'de, MHP'de, BDP'de kendi kitlelerinin iradesini yansıtmıyor.” ANF NEWS AGENCYsesli chatsesli sohbet